3 Ağustos 2008 Pazar

ben senin neyinim?

saat 02.13
ekşisözlükte okuduğum yazı bütün günümü, gecemi mahvetmeye yetti.
dağıldım.
toparlanamıyorum.
ağlıyor muyum? hayır.
artık seninle ilgili yaşadığım hiç bir olay, hissettiğim hiç bir acı beni ağlatamıyor.
sadece dağılıyorum.
eroin komasına girmiş insanlar gibi oluyorum.
nefesim kesiliyor.
"yardım edin!boğuluyorum!" die bağıracak gücü kendimde bulamayacak kadar dağılıorum.dağıldım.

"kahvesinden bir yudum daha alıp gözlerini gözlerime dikti. ben çayıma henüz dokunmamıştım bile. merak içinde bana anlatacağı o çok önemli şeyi bir an önce dinlemek istiyordum. tam söze girecekti ki kafede oturan herkesin bakışlarını bize çevirmesine neden olacak kadar kuvvetli bir şekilde hapşırdım. peçete ile burnumu silerken anaç bir ses tonuyla:

- dikkat et. havalar serinledi. incecik bir tişörtle çıkmışsın.

bir ağrı dalgası kemiklerim boyunca ilerlerken bir yandan kendimi toplarlamaya çalışıyordum. hasta olmama uğraşı içinde olmadım hiç. hatta hasta olmayı severim bazen. ilginin ve şefkatin üzerimde toplanmasına vesile olması hasta olmayı benim için sevilebilir bir hale getiriyor. şefkat. bir kadında ne ararsınız sorusuna en üstlerde vereceğim cevaptır. oysa hiç bir kadından çok şefkatli olduğu için başlangıçta etkilenmemişimdir. sanırım şefkat halihazırda aşık olduğum bir kadına tapma devresine geçiş bileti benim için.

- ne anlatacağını merak ediyorum.
- çok merak edilecek bir şey değil aslında. hatta bir şey anlatmaktan çok bir şey soracağım ben sana.

bir süre çay kaşığı ile kahvesini karıştırdıktan sonra kafasını kaldırıp masmavi gözlerini tekrar bana dikti:

- ben senin neyinim?

bu soruyu kimbilir kaçıncı kez duyuyordum. ama her seferinde verdiğim o ukala cevabı bu kez veremezdim. çünkü bu sorunun bir yanıtı bende yoktu. ve hatta bu soru sadece onun değil benim de sorumdu. o benim neyimdi?

- illa bir şeyim mi olman gerekiyor?

kategorize edilmemesi gereken bir ilişkiydi bizimkisi. çünkü ben sınırları çizilirse kaybeden taraf olacaktım. o benim sevgilim değildi çünkü böyle büyük bir sorumluluğun altına girmeye hiç gönüllü değildim. o benim arkadaşım asla değildi. çünkü arkadaşlarımla sevişmiyordum. bu bir arkadaşa duyulan sevgiden farklı bir sevgiydi. ancak bir sevgiliye duyulan gibi de aşkla harmanlanmış değildi. o benim acil çıkış kapımdı. normal zamanlarda asla kullanmadığım ama ne zaman yangın çıksa hemen koştuğum merdivenlerdi. o an içimden çok kuvvetli bir his ona sarılmaya itiyordu beni. ama bu hissi bastırmak zorundaydım. çok iyi biiyordum ki bu hissin altında yatan şey suçluluk duygusuydu. onunla olan ilişkimiz hakkında bencilce düşünme ve davranma suçunun verdiği suçluluk duygusu.

- ille bir kalıbıma mı sokmamız gerekiyor? bir sıfat mı bulmalıyız kendimize? sevgilim olsan ne değişir? arkadaşım olsan ne farklı olur ki?

bu soruların hepsi çaresizlik sorularıydı. can yakan, köşeye sıkışmış insan soruları. sonunda bana "haklısın" diyeceğini adım gibi bildiğim için sorduğum sorulardı bunlar. peki ya içimdeki suçluluk duygusu. onu yenmeyi nasıl başaracaktım?

- bir şey değişmez tabii ki ama yine insan bilmek istiyor. haklısın aslında. sevgilin olsam ne olur ki?

herşeyin elimde olması gücü beni çok rahatsız etti o an. ilişkinin sınırlarını çizebilme, karşımdaki insanın neyim olduğuna karar verebilme gücü. çünkü bu gücü kullanamıyordum. ona hükmedemiyordum. o güç güçsüzlüğümü farketmişti ve beni esir alıyordu. en kötü kararın bile kararsızlıktan daha iyi olduğuna inanan ben, kararsızlık ortamından nemalanmaya çalışma çabasındaydım. düşündükçe kendimden uzaklaşıyor, kendimden utanıyordum.

- seni akşam ararım. şimdi gitmem lazım. sorunu bir teklif olarak kabul ediyorum. cevabımı akşam sana bildiririm.

işte şimdi gücü kullanmaya başlamıştım...

*****

telefonumun mesaj bölümüne girip "yeni mesaj yaz"ı seçtim.

" bir başkasına aşığım. seni çok seviyorum ama üzgünüm. sanırım bir daha görüşmesek daha iyi olacak. sana ümit vermek istemiyorum. hayatını adayacak daha iyi birilerini bulacaksındır."

hiç bir şey düşünmeden bir anda aklıma böyle estiği için bunları yazdım. bir başkasına hala aşık olup olmadığımdan bile emin değildim. düşünmekten öyle yorulmuş, öyle sıkılmıştım ki, kendime vermem gereken cevaplar bir yana kendime sormam gereken soruları bile sormuyordum. onu kaybetmekten ne kadar korksam da, onun da kendine ait bir hayatı olduğu gerçeğini kabul etmeliydim. benim gibi biri ona sadece acı verebilirdi. kalbini olabildiğince az kıracak cümleler bunlar olmasa da oldukça merhametli bir üslup kullandığıma inandırdım kendimi. zaten oldukça zorlandığım uyuma işini daha da zora sokamazdım. tek ihtiyacım olan şey bir bardak votka ile iyice rahatlamak ve uyumaktı. göz kapaklarım ağırlaşsın diye içtiğim votkanın, gözlerimi sırılsıklam yapacağını nerden bilebilirdim ki?

onu kaybettiğim için ağlayabilrdim. ona çektirdiklerim için ağlayabilirdim. onu yüzüstü bıraktığım için ağlayabilirdim. onu ağlattığım için ağlayabilirdim.

onu kaybettiğim gün bile hala birbaşkası için ağladığım için ağlayabilirdim. ne çok sevildiğimi görmezden gelip, sevmeyenlere gözyaşı döktüğüm için ağlayabilirdim.

ama ben yine de hiç bir sebep olmaksızın, sadece istediğim için ağladım"

sijwocaq


1 yorum:

Sijwocaq dedi ki...

bana ait bu yazı, burda görmek ne hoş

Yorum Gönder

sophie