bu bir sevgi değil. aşk hiç değil.
değer vermek de değilmiş.
bu bir acıma. yardım.
isteksizce. belki mecburiyetten. belki..
üzgünüm julien. biz dost olamadık. sevgili olmaksa çok uzaklardaydı hep. bulutların arasında bir yerlerde.
ve haklısın. sen bir kez aşık oldun.
bir daha da olamayacaksın.
bir süreliğine hoşçakal.
yeniden..
14 Mayıs 2009 Perşembe
19 Nisan 2009 Pazar
11 Nisan 2009 Cumartesi
365
365 gün önce bugün hayatım boyunca gördüğüm en güzel rüyayı gördüm.hiç uyanmayacağımı sanmıştım.
yanılmışım.
5 gün önce kadar o rüyayı tekrar gördüğümü düşünerek uykuya daldım.kafamda seninle ve bizimle ilgili yüzbinlerce plan varken, uyandığımda bana sölediklerin sayesinde tekrar bir rüyada olduğumu ve bu rüyadan da uyandığımı farkettim.
nadiren de olsa bu rüyayı görmemi sağladığın için mutluyum.ardından yaşadıklarım bazen "bütün bunlara değer mi?" diye düşünmeme sebep olmuyor değil.ama bunu ben istiyorum.ben istemediğim sürece sen, ne beni mutlu edebilir, ne rüya alemine gönderebilir ne de canımı yakabilirsin.tüm bunların sorumlusu benim.bu yüzden sesimi çıkartmıyorum.çünkü seni herşeyinle kabul ettim.senden gelebilecek her türlü duyguya ve duruma kendi isteğimle en başından razı oldum.
bu yüzden,
yine günler geçsin ve sen yine gel.bana bir rüyayı yaşat.
ve git.
şimdi olduğu gibi.
yine, yeni, yeniden..
yanılmışım.
5 gün önce kadar o rüyayı tekrar gördüğümü düşünerek uykuya daldım.kafamda seninle ve bizimle ilgili yüzbinlerce plan varken, uyandığımda bana sölediklerin sayesinde tekrar bir rüyada olduğumu ve bu rüyadan da uyandığımı farkettim.
nadiren de olsa bu rüyayı görmemi sağladığın için mutluyum.ardından yaşadıklarım bazen "bütün bunlara değer mi?" diye düşünmeme sebep olmuyor değil.ama bunu ben istiyorum.ben istemediğim sürece sen, ne beni mutlu edebilir, ne rüya alemine gönderebilir ne de canımı yakabilirsin.tüm bunların sorumlusu benim.bu yüzden sesimi çıkartmıyorum.çünkü seni herşeyinle kabul ettim.senden gelebilecek her türlü duyguya ve duruma kendi isteğimle en başından razı oldum.
bu yüzden,
yine günler geçsin ve sen yine gel.bana bir rüyayı yaşat.
ve git.
şimdi olduğu gibi.
yine, yeni, yeniden..
unutmadan:
04:44,
365 gün önce,
4.ay,
merhaba,
sayıların hayatımızdaki yeri
7 Nisan 2009 Salı
almost lovers always do...
I never want to see you unhappy,
I thought you'd want the same for me.
Goodbye, my almost lover.Goodbye, my hopeless dream.
I'm trying not to think about you.
Can't you just let me be?
So long, my luckless romance.My back is turned on youI should've known you'd bring me heartache
Almost lovers always do..
I cannot go to the ocean
I cannot drive the streets at night
I cannot wake up in the morning without you on my mind
So you're gone and I'm haunted and I bet you are just fine
Did I make it that
easy to walk right in and out
of my life?
bu kadar çok sevdiğim bir şarkının bugün itibariyle, seninle ilgili olan hayatımın özeti olacağını kim tahmin edebilirdi ki?
24 saat önce hayatım boyunca bana hiç kimsenin söylemediği kadar güzel sözler söyledikten sonra bugün "üzüldün mü sophie?" gibi bir cümle kurman ve benim de "sen nasıl istiyorsan öyle olsun.önemli değil." diye cevap vererek sanki çok olağan birşey yaşıyormuşuzcasına cevap vermem ve ardından playlistimde sıranın almost lover'a gelmesi, yani biz bu konuşmayı yaparken arkadan bu şarkının çalması ve hatta canımı en çok yakan cümleleri kurduğunda alison'ın o insanın içini parçalayan sesiyle "so long, my luckless romance.my back is turned on you, I should've known you'd bring me heartache. almost lovers always do" demesi bir tesadüf mü?
I thought you'd want the same for me.
Goodbye, my almost lover.Goodbye, my hopeless dream.
I'm trying not to think about you.
Can't you just let me be?
So long, my luckless romance.My back is turned on youI should've known you'd bring me heartache
Almost lovers always do..
I cannot go to the ocean
I cannot drive the streets at night
I cannot wake up in the morning without you on my mind
So you're gone and I'm haunted and I bet you are just fine
Did I make it that
easy to walk right in and out
of my life?
bu kadar çok sevdiğim bir şarkının bugün itibariyle, seninle ilgili olan hayatımın özeti olacağını kim tahmin edebilirdi ki?
24 saat önce hayatım boyunca bana hiç kimsenin söylemediği kadar güzel sözler söyledikten sonra bugün "üzüldün mü sophie?" gibi bir cümle kurman ve benim de "sen nasıl istiyorsan öyle olsun.önemli değil." diye cevap vererek sanki çok olağan birşey yaşıyormuşuzcasına cevap vermem ve ardından playlistimde sıranın almost lover'a gelmesi, yani biz bu konuşmayı yaparken arkadan bu şarkının çalması ve hatta canımı en çok yakan cümleleri kurduğunda alison'ın o insanın içini parçalayan sesiyle "so long, my luckless romance.my back is turned on you, I should've known you'd bring me heartache. almost lovers always do" demesi bir tesadüf mü?
26 Şubat 2009 Perşembe
14 Şubat 2009 Cumartesi
bugün hayatımda ilk defa 10 dakika önce tanıştığım birine kendimle(biz) ilgili pek çok şey anlattım.tam 3saat24dakika boyunca(bana öyle bakma! zaman konusunda takıntılı(!) olduğumu çok iyi biliyorsun).
benimle hiç bir bağlantısı olmayan birine bu kadar açık bir şekilde "biz"i anlatmam benim için oldukça tuhaftı.
evime döndüğümde, iki senedir yaşadığım herşeyi en baştan hatırlamanın bünyemdeki etkisine ek olarak sakladığım ve hatta sakladığımı unuttuğum bazı gündelik eşyalara yeniden baktım.farkettimki fotoğrafın yine kaybolmuş.bu iyi bir işaret değil.kısa sürede onu bulmayı umuyorum.
benimle hiç bir bağlantısı olmayan birine bu kadar açık bir şekilde "biz"i anlatmam benim için oldukça tuhaftı.
evime döndüğümde, iki senedir yaşadığım herşeyi en baştan hatırlamanın bünyemdeki etkisine ek olarak sakladığım ve hatta sakladığımı unuttuğum bazı gündelik eşyalara yeniden baktım.farkettimki fotoğrafın yine kaybolmuş.bu iyi bir işaret değil.kısa sürede onu bulmayı umuyorum.
1 Şubat 2009 Pazar

son zamanlarda seninle ilgili kurduğum en büyük hayalim gardrobunda yaşamamla ilgili.
evet.orada sonsuza kadar yaşayabilirim.hiç sesimi çıkartmam.konuşmam.ordan dışarı da hiç çıkmam.söz veriyorum.
yemek ve su da istemiyorum.teninin kokusu beni fazlasıyla doyurur zaten.kokunu çok severim.bilirsin.
hayır.o bir parfüm kokusu değil.sadece annelerin çocuklarını öptüklerinde aldıkları koku gibi.tuhaf.çilek gibi..kesinlikle parfüm değil.daha özel.değişik.
burnum bütün kokulara kapansın ve ben hayatım boyunca senin kokundan başka hiçbir şeyin kokusunu almayayım.
gardrobunda ve içindeki giysilerine sinmiş kokunla yaşayayım..
mesela..
27 Ocak 2009 Salı
Coma.
sabah 8.30daki dersime geç kalıyorum.seni düşünmek vaktimin çoğunu götürüyor.bir kez daha anlıyorum..
13.30da dersten çıkıp evime dönüyorum.böylece sana ayıracağım iki saatlik zaman dilimine girmiş bulunuyorum.iki saatlik uyku.
günümün sadece bu iki saatlik kısmında uyuyorum.kendimi huzurlu hissettiğim zamanlar bu iki saatlik uykuma denk düşüyor.
...
ismini bilmediğim bir yerdeyim.seninle gittiğimiz o cafeye benziyor.geniş koltuklar, gülen bir sürü insan.
nargile uzatıyor.bilirsin pek sevmem.
ama bu defa birşeyler beni dürtüyor.
"neyli?" diyorum."çilek-nane" diye cevap veriyor.
"içerim o zaman" diyorum.ağzıma almamla bulunduğum ortamdan kopuyorum.sanki farklı bir boyuta geçiyorum.oturduğum koltuğa daha fazla yayılıp bu anın tadını çıkartmak istiyorum.
dudaklarımda hissettiğim tat tuhaf bir şekilde bana tanıdık geliyor.sarsılıyorum.
iyice içime çekiyorum.bütün vücudumun bu tatla sarsılmasına izin veriyorum.
uzun zamandır ilk defa bu kadar huzurlu olduğumu hissediyorum.
ağzımdan çıkan dumanlarda seni görüyorum.seni gördükçe daha fazla içime çekiyor, daha çok duman çıksın istiyorum.artık her taraf sen.
gördüğüm herşeyi sana benzetmeye başlıyorum.bu duygu başlarda hoşuma gidiyor.
ancak..
eve dönmek istiyorum.yolda gördüğüm pek çok kişiyi sen sanıp heyecanlanmak beni mutlu etse de, gördüğüm kişinin sen olmadığını anlayınca derin bir acı ve yalnızlık hissediyorum.
yine sen sandığım biri yüzünden karşıdan karşıya geçerken bir arabanın korna sesiyle irkiliyorum.insanlar çığlık atıyor.hemen toparlanıyorum.iyiyim.hızlı adımlarla oradan uzaklaşıp evime gidiyorum.
hızla küçük kutumu açıp içini kokluyorum.fotoğraflara bakıp, öpüyorum.ardından üstündeki etiketini ilk gün yırttığım minik su şişesine sana bakar gibi bakıyorum.seni öper gibi öpüyorum.yine o bildik tat.tıpkı içtiğim nargilenin tadı gibi.sen gibi...
ardından sanki çok mutluyum ve sen hayatımda yokmuşsun gibi yapmaya devam ediyorum.arkadaşlarımın sevdikleriyle olan problemlerine yardımcı olmaya çalışıp, kendime daha fazla acıyorum.
çünkü insanlar konuşuyor.aşık oluyor, kavga ediyor, acı çekiyor; ardındansa birbirlerine daha fazla aşık olup birbirlerine daha sıkı sarılıyorlar.mutlu son.
biz ise susuyoruz.kısacık mutluluklar yaşayıp, çok aşık(-mış) gibi davrandıktan sonra, hiçbir şey olmamış ve çok iyi iki arkadaş(-mış) gibi birbirimize başka insanlardan bahsedip, olağan konuşmalarımızı yapıyoruz.
böyle olması gerektiğini bir tek biz biliyoruz.
13.30da dersten çıkıp evime dönüyorum.böylece sana ayıracağım iki saatlik zaman dilimine girmiş bulunuyorum.iki saatlik uyku.
günümün sadece bu iki saatlik kısmında uyuyorum.kendimi huzurlu hissettiğim zamanlar bu iki saatlik uykuma denk düşüyor.
...
ismini bilmediğim bir yerdeyim.seninle gittiğimiz o cafeye benziyor.geniş koltuklar, gülen bir sürü insan.
nargile uzatıyor.bilirsin pek sevmem.
ama bu defa birşeyler beni dürtüyor.
"neyli?" diyorum."çilek-nane" diye cevap veriyor.
"içerim o zaman" diyorum.ağzıma almamla bulunduğum ortamdan kopuyorum.sanki farklı bir boyuta geçiyorum.oturduğum koltuğa daha fazla yayılıp bu anın tadını çıkartmak istiyorum.
dudaklarımda hissettiğim tat tuhaf bir şekilde bana tanıdık geliyor.sarsılıyorum.
iyice içime çekiyorum.bütün vücudumun bu tatla sarsılmasına izin veriyorum.
uzun zamandır ilk defa bu kadar huzurlu olduğumu hissediyorum.
ağzımdan çıkan dumanlarda seni görüyorum.seni gördükçe daha fazla içime çekiyor, daha çok duman çıksın istiyorum.artık her taraf sen.
gördüğüm herşeyi sana benzetmeye başlıyorum.bu duygu başlarda hoşuma gidiyor.
ancak..
eve dönmek istiyorum.yolda gördüğüm pek çok kişiyi sen sanıp heyecanlanmak beni mutlu etse de, gördüğüm kişinin sen olmadığını anlayınca derin bir acı ve yalnızlık hissediyorum.
yine sen sandığım biri yüzünden karşıdan karşıya geçerken bir arabanın korna sesiyle irkiliyorum.insanlar çığlık atıyor.hemen toparlanıyorum.iyiyim.hızlı adımlarla oradan uzaklaşıp evime gidiyorum.
hızla küçük kutumu açıp içini kokluyorum.fotoğraflara bakıp, öpüyorum.ardından üstündeki etiketini ilk gün yırttığım minik su şişesine sana bakar gibi bakıyorum.seni öper gibi öpüyorum.yine o bildik tat.tıpkı içtiğim nargilenin tadı gibi.sen gibi...
ardından sanki çok mutluyum ve sen hayatımda yokmuşsun gibi yapmaya devam ediyorum.arkadaşlarımın sevdikleriyle olan problemlerine yardımcı olmaya çalışıp, kendime daha fazla acıyorum.
çünkü insanlar konuşuyor.aşık oluyor, kavga ediyor, acı çekiyor; ardındansa birbirlerine daha fazla aşık olup birbirlerine daha sıkı sarılıyorlar.mutlu son.
biz ise susuyoruz.kısacık mutluluklar yaşayıp, çok aşık(-mış) gibi davrandıktan sonra, hiçbir şey olmamış ve çok iyi iki arkadaş(-mış) gibi birbirimize başka insanlardan bahsedip, olağan konuşmalarımızı yapıyoruz.
böyle olması gerektiğini bir tek biz biliyoruz.
22 Ocak 2009 Perşembe
beni bensiz bırakma olur mu? çünkü sen nereye gidersen git ben oradayım. ben seni herşeyinle, ruhunun yalan yanlarıyla sevdim. benim senden başka gerçeğim yok. sende yaşıyorum ben sadece. sen ne kadar parçalanırsan ben o kadar parçalanırım. sen ne kadar bütünsen ben o kadar bütünüm. çünkü aslında senin kalbinin topraklarında yaşıyorum ben.
beni bensiz bırakma.olur mu?
beni bensiz bırakma.olur mu?

