sabah 8.30daki dersime geç kalıyorum.seni düşünmek vaktimin çoğunu götürüyor.bir kez daha anlıyorum..
13.30da dersten çıkıp evime dönüyorum.böylece sana ayıracağım iki saatlik zaman dilimine girmiş bulunuyorum.iki saatlik uyku.
günümün sadece bu iki saatlik kısmında uyuyorum.kendimi huzurlu hissettiğim zamanlar bu iki saatlik uykuma denk düşüyor.
...
ismini bilmediğim bir yerdeyim.seninle gittiğimiz o cafeye benziyor.geniş koltuklar, gülen bir sürü insan.
nargile uzatıyor.bilirsin pek sevmem.
ama bu defa birşeyler beni dürtüyor.
"neyli?" diyorum."çilek-nane" diye cevap veriyor.
"içerim o zaman" diyorum.ağzıma almamla bulunduğum ortamdan kopuyorum.sanki farklı bir boyuta geçiyorum.oturduğum koltuğa daha fazla yayılıp bu anın tadını çıkartmak istiyorum.
dudaklarımda hissettiğim tat tuhaf bir şekilde bana tanıdık geliyor.sarsılıyorum.
iyice içime çekiyorum.bütün vücudumun bu tatla sarsılmasına izin veriyorum.
uzun zamandır ilk defa bu kadar huzurlu olduğumu hissediyorum.
ağzımdan çıkan dumanlarda seni görüyorum.seni gördükçe daha fazla içime çekiyor, daha çok duman çıksın istiyorum.artık her taraf sen.
gördüğüm herşeyi sana benzetmeye başlıyorum.bu duygu başlarda hoşuma gidiyor.
ancak..
eve dönmek istiyorum.yolda gördüğüm pek çok kişiyi sen sanıp heyecanlanmak beni mutlu etse de, gördüğüm kişinin sen olmadığını anlayınca derin bir acı ve yalnızlık hissediyorum.
yine sen sandığım biri yüzünden karşıdan karşıya geçerken bir arabanın korna sesiyle irkiliyorum.insanlar çığlık atıyor.hemen toparlanıyorum.iyiyim.hızlı adımlarla oradan uzaklaşıp evime gidiyorum.
hızla küçük kutumu açıp içini kokluyorum.fotoğraflara bakıp, öpüyorum.ardından üstündeki etiketini ilk gün yırttığım minik su şişesine sana bakar gibi bakıyorum.seni öper gibi öpüyorum.yine o bildik tat.tıpkı içtiğim nargilenin tadı gibi.sen gibi...
ardından sanki çok mutluyum ve sen hayatımda yokmuşsun gibi yapmaya devam ediyorum.arkadaşlarımın sevdikleriyle olan problemlerine yardımcı olmaya çalışıp, kendime daha fazla acıyorum.
çünkü insanlar konuşuyor.aşık oluyor, kavga ediyor, acı çekiyor; ardındansa birbirlerine daha fazla aşık olup birbirlerine daha sıkı sarılıyorlar.mutlu son.
biz ise susuyoruz.kısacık mutluluklar yaşayıp, çok aşık(-mış) gibi davrandıktan sonra, hiçbir şey olmamış ve çok iyi iki arkadaş(-mış) gibi birbirimize başka insanlardan bahsedip, olağan konuşmalarımızı yapıyoruz.
böyle olması gerektiğini bir tek biz biliyoruz.
julien etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
julien etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
27 Ocak 2009 Salı
12 Kasım 2008 Çarşamba
Bana, kaderimi belirleyen şeyin ne olduğunu sorsanız, işte o şarkıdır.
Evet, rüyamın içinde çalan bir şarkı.
Eğer günün birinde, gerçekten de bir başkasına, "herşey silindi ve artık yalnız sen varsın" diyebildiyseniz ya da bunu gerçekten hissettiyseniz, bunun yalnız ayaklarınızı yerden kesen değil aynı zamanda ne korkunç bir duygu olduğunu da bilirsiniz.
İnsanın sihirli bir değneğin dokunuşuyla bir anda tümüyle unutmak için herşeyini verebileceği ama -ne tuhaf- aynı anda bu mümkün olsa bile unutmaya kıyamayacağı bir duygudur bu...
Her zaman sizin dediklerinizi yapacağını sandığınız benliğin birdenbire kendi başına, sizi dinlemeden, asi bir çocuk gibi çılgınca davrandığını farketmenin çaresizliği, onunla başa çıkamadığınızı görmenin verdiği şaşkınlık ve aynı zamanda onun peşinden giderek başka hiçbirşeyde bulunmaz bir heyecan duyduğunuz o maceranın vazgeçilmez çekiciliği...
Bildiğim diller var ama hiçbir dilde o an içinde bulunduğunuz duyguyu anlatılabilecek sözcükler yok.
Evet, rüyamın içinde çalan bir şarkı.
Eğer günün birinde, gerçekten de bir başkasına, "herşey silindi ve artık yalnız sen varsın" diyebildiyseniz ya da bunu gerçekten hissettiyseniz, bunun yalnız ayaklarınızı yerden kesen değil aynı zamanda ne korkunç bir duygu olduğunu da bilirsiniz.
İnsanın sihirli bir değneğin dokunuşuyla bir anda tümüyle unutmak için herşeyini verebileceği ama -ne tuhaf- aynı anda bu mümkün olsa bile unutmaya kıyamayacağı bir duygudur bu...
Her zaman sizin dediklerinizi yapacağını sandığınız benliğin birdenbire kendi başına, sizi dinlemeden, asi bir çocuk gibi çılgınca davrandığını farketmenin çaresizliği, onunla başa çıkamadığınızı görmenin verdiği şaşkınlık ve aynı zamanda onun peşinden giderek başka hiçbirşeyde bulunmaz bir heyecan duyduğunuz o maceranın vazgeçilmez çekiciliği...
Bildiğim diller var ama hiçbir dilde o an içinde bulunduğunuz duyguyu anlatılabilecek sözcükler yok.
unutmadan:
beni senden koru,
bşucumda müzik,
julien,
rüya,
sophie
25 Ekim 2008 Cumartesi
sabah oldu.
yoksun artık. belki de hiç olmadın.
sahi, böyle bir şey olabilir mi? yani sen gerçekten de benim beynimin yarattığı bir "kahraman" olabilir misin?
kim bilir? belki.
aslında..
buna cevap vermek çok güç.çünkü bir sen benim için gerşek olamayacak kadar mükemmelsin ve diğer yandan çok kısa bir süre öncesine kadar söylediklerin, "tesadüfi" dokunuşların(eşsiz!)...
üstelik seni defalarca gördüm. görmekle kalmayıp sen karşımdayken sadece sana bakmadım.izledim.vücudunun her bir noktasını ezberledim.gözlerin, saçların, ellerin, tenin ve(...)
saçların..
her kestirdiğinde "beğenmedim!çocuk gibi oldum" dediğin ancak her defasında daha da kusursuz gözüken.
ellerin..
incecik, upuzun ve bembeyaz parmakların..
bir erkeğin olamayacak kadar güzel ve sadece senin olabilecek kadar özel, bir o kadar da "erkek".
tenin..
belli sınırlarda ve hep "gizlice" dokunduğum tenin..
dudakların...
ve dudaklarınla başlayıp kalbine inme isteği..
bütün bunlar asla "tamamen" bana ait olamayacak kadar olağanüstü.
hiç benim olmadığın halde bedenini "ait oldukların" ve hatta "birisi"nden bile daha iyi biliyorum.karış karış ezberledim.seni göremediğim günler fotoğrafına dokundum, öptüm.onu sevdim.onu ezberledim.
ve ilk onu kaybettim.senden önce.
...
bir sabah uyandım ve "o" her zaman koyduğum yerde yoktu.sanki ayaklanıp gitmişti.günlerce ağlayarak her yerde aradım.
beni terk mi etmişti?
çok korktum.panikledim.
evin bütün dolaplarının içindeki eşyalara baktım.kitaplar, albümler...
hatta dvd kutularının içine, yemek tarifi kitaplarının arasına bile baktım.
yoktu.
son bir yer kaldığını farkettim.
imkansız.
orada olamaz.olmamalı!
çalışma masamın üst dolabını açtım.
üst üste konmuş üç kutudan ortadakini aldım.korkuyla kapağını açtım.minik notlar, "önemli" cümlelerin yazıldığı küçük renkli kağıtlar, bir su şişesi, 4. aydan kalma bir fiş ve iki defter. içi "sen" dolu iki defter. aylar sonra ilk defa o kutuyu açıp baktığımda içindeydi.fotoğrafın.
çizimlerimin arasına saklanmıştı.
benden kaçmıştı.beni bırakıp gitmişti.öylece.
üstünden bir hafta geçti..
ve sen "mesafe" dedin.
-kırılıyoruz.
-bundan sonra hep böyle mi olacağız? "mesafe"li?
-evet benim kararım bu.
-peki
-kararıma saygı duyduğun için saol. uyumalıyım. iyi geceler.
-peki.
bu kadar.
birkaç cümle ve araya serpiştirilmiş "peki"ler.
kendimi bununla savaşabilecek kadar güçlü hissetmiyorum artık. senin ise aramızda olan(ya da "asla" olmamış mı demeli?) "şey"i devam ettirmeye tahammülün yok.
-peki.
julien.
geçmişim.
bugünüm.
"yarın" olmayanım.
uyku öncesi masalım.
unutulmaz düşüm.
en güzel rüyam..
rüya bitti.
uyan sophie.sabah oldu.
sahi, böyle bir şey olabilir mi? yani sen gerçekten de benim beynimin yarattığı bir "kahraman" olabilir misin?
kim bilir? belki.
aslında..
buna cevap vermek çok güç.çünkü bir sen benim için gerşek olamayacak kadar mükemmelsin ve diğer yandan çok kısa bir süre öncesine kadar söylediklerin, "tesadüfi" dokunuşların(eşsiz!)...
üstelik seni defalarca gördüm. görmekle kalmayıp sen karşımdayken sadece sana bakmadım.izledim.vücudunun her bir noktasını ezberledim.gözlerin, saçların, ellerin, tenin ve(...)
saçların..
her kestirdiğinde "beğenmedim!çocuk gibi oldum" dediğin ancak her defasında daha da kusursuz gözüken.
ellerin..
incecik, upuzun ve bembeyaz parmakların..
bir erkeğin olamayacak kadar güzel ve sadece senin olabilecek kadar özel, bir o kadar da "erkek".
tenin..
belli sınırlarda ve hep "gizlice" dokunduğum tenin..
dudakların...
ve dudaklarınla başlayıp kalbine inme isteği..
bütün bunlar asla "tamamen" bana ait olamayacak kadar olağanüstü.
hiç benim olmadığın halde bedenini "ait oldukların" ve hatta "birisi"nden bile daha iyi biliyorum.karış karış ezberledim.seni göremediğim günler fotoğrafına dokundum, öptüm.onu sevdim.onu ezberledim.
ve ilk onu kaybettim.senden önce.
...
bir sabah uyandım ve "o" her zaman koyduğum yerde yoktu.sanki ayaklanıp gitmişti.günlerce ağlayarak her yerde aradım.
beni terk mi etmişti?
çok korktum.panikledim.
evin bütün dolaplarının içindeki eşyalara baktım.kitaplar, albümler...
hatta dvd kutularının içine, yemek tarifi kitaplarının arasına bile baktım.
yoktu.
son bir yer kaldığını farkettim.
imkansız.
orada olamaz.olmamalı!
çalışma masamın üst dolabını açtım.
üst üste konmuş üç kutudan ortadakini aldım.korkuyla kapağını açtım.minik notlar, "önemli" cümlelerin yazıldığı küçük renkli kağıtlar, bir su şişesi, 4. aydan kalma bir fiş ve iki defter. içi "sen" dolu iki defter. aylar sonra ilk defa o kutuyu açıp baktığımda içindeydi.fotoğrafın.
çizimlerimin arasına saklanmıştı.
benden kaçmıştı.beni bırakıp gitmişti.öylece.
üstünden bir hafta geçti..
ve sen "mesafe" dedin.
-kırılıyoruz.
-bundan sonra hep böyle mi olacağız? "mesafe"li?
-evet benim kararım bu.
-peki
-kararıma saygı duyduğun için saol. uyumalıyım. iyi geceler.
-peki.
bu kadar.
birkaç cümle ve araya serpiştirilmiş "peki"ler.
kendimi bununla savaşabilecek kadar güçlü hissetmiyorum artık. senin ise aramızda olan(ya da "asla" olmamış mı demeli?) "şey"i devam ettirmeye tahammülün yok.
-peki.
julien.
geçmişim.
bugünüm.
"yarın" olmayanım.
uyku öncesi masalım.
unutulmaz düşüm.
en güzel rüyam..
rüya bitti.
uyan sophie.sabah oldu.
26 Eylül 2008 Cuma
et si tu n existais pas
Deli miyim neyim?
Julien bana ne zaman "Sophie'm" dese ben sevinçten eriyor, çikolata fabrikasında kaybolmuş çocuk gibi heyecan çığlıkları atıyorum. Adrenalim artıyor, o günüm güzelleşiyor ve hiç büyümemiş olduğumun keyifli hüznünü yaşıyorum. Onu göreceğim her seferinde sevgilisiyle ilk kez buluşacak genç kız/erkek heyecanları pır pır pır... Onu ilk gördüğümdeki beş yaş kız çocuğu büyülenişi: vay be!
...
İftar olmasına bir saat kala gülümseyerek ona bakıyordum. Tanrım, Julien olmasaydı dünya(m) ne kadar boş, eksik ve yapayalnız kalacaktı? Onsuz bir Göztepe, bir İstanbul, onsuz bir Türkiye, dünya, bir evren düşünebilir miydim ben? Düşünmüş müydüm hiç! Olmuş muydum yokluğunda? Onun bana kattığı incelikler ve süprizlerle dolu sevinç, yürek ağızda heyecan, umut edebilme enerjisi, yitirme korkusuyla uyarılma hali... Sürekli çıldırış durumu... Daimi yüksek kalma yorgunluğu... Hiç bitmeyecek oluş sevinci... Aldatılmayacağına inanmak masumiyeti... Ortada kalmak tedirginliği... Bunları toplu halde bu kadar uzun süre hangi erkek bir kadına yaşatabilmiştir? Bir mucizenin bu kadar yakın ve sürekli olabilmesi umudu ayrı bir destan konusu sayılmaz mı?
Julien bana ne zaman "Sophie'm" dese ben sevinçten eriyor, çikolata fabrikasında kaybolmuş çocuk gibi heyecan çığlıkları atıyorum. Adrenalim artıyor, o günüm güzelleşiyor ve hiç büyümemiş olduğumun keyifli hüznünü yaşıyorum. Onu göreceğim her seferinde sevgilisiyle ilk kez buluşacak genç kız/erkek heyecanları pır pır pır... Onu ilk gördüğümdeki beş yaş kız çocuğu büyülenişi: vay be!
...
İftar olmasına bir saat kala gülümseyerek ona bakıyordum. Tanrım, Julien olmasaydı dünya(m) ne kadar boş, eksik ve yapayalnız kalacaktı? Onsuz bir Göztepe, bir İstanbul, onsuz bir Türkiye, dünya, bir evren düşünebilir miydim ben? Düşünmüş müydüm hiç! Olmuş muydum yokluğunda? Onun bana kattığı incelikler ve süprizlerle dolu sevinç, yürek ağızda heyecan, umut edebilme enerjisi, yitirme korkusuyla uyarılma hali... Sürekli çıldırış durumu... Daimi yüksek kalma yorgunluğu... Hiç bitmeyecek oluş sevinci... Aldatılmayacağına inanmak masumiyeti... Ortada kalmak tedirginliği... Bunları toplu halde bu kadar uzun süre hangi erkek bir kadına yaşatabilmiştir? Bir mucizenin bu kadar yakın ve sürekli olabilmesi umudu ayrı bir destan konusu sayılmaz mı?
unutmadan:
beni senden koru,
julien,
kumral ada mavi tuna,
sabahalara kadar sevmek,
sophie
18 Eylül 2008 Perşembe
hatırlıyorum..
Ona sarılmak içimdeki fırtınaları durdurmak yerine coşturuyordu. Ona sarılmak yatıştırmıyor, onu kucaklamak gevşetmiyordu. Tahrik eden, baştan çıkartan, bir türlü ele geçirilemeyen, albenisi biraz da bu gizeminde saklı insanlardandı. Onu ele geçirmek yalnızca güç değildi, aynı zamanda insafsızlıktı, çünkü ele geçirilince eriyip kaybolacağı besbelliydi. Julien bir erkekte yatıştırıcı, yumuşak, sakin rüzgarlar arayan kadınlara göre olmadı hiç. Bense ne aradığımdan henüz emin olamayacak kadar "çocuk"tum.
...
Başımı kaldırdığımda Julien'in hüzünlü kumral gözleriyle karşılaştım. Sevgiyle bakan iri kahverengi gözler... O bana acıyarak, koruyarak bakmadı hiç. Onun bakışlarında hep, "yanında olacağım, seni anlayacağım, ama sana ait olmayacağım" altyazıları okudum ben.
Çünkü o hala kendini bir "başka"sına aitmiş gibi hissediyordu. Söyleyemese de hissediyordum.Biliyordum.
Bazı zamanlarda "hissetmek", "bilmek"ten çok daha acı verebiliyormuş.
Bu yüzden..
Teşekkürler Julien..
Teşekkürler "başka"sı..
Teşekkürler cep telefonunu yaratan insan..
Teşekkürler.
...
Başımı kaldırdığımda Julien'in hüzünlü kumral gözleriyle karşılaştım. Sevgiyle bakan iri kahverengi gözler... O bana acıyarak, koruyarak bakmadı hiç. Onun bakışlarında hep, "yanında olacağım, seni anlayacağım, ama sana ait olmayacağım" altyazıları okudum ben.
Çünkü o hala kendini bir "başka"sına aitmiş gibi hissediyordu. Söyleyemese de hissediyordum.Biliyordum.
Bazı zamanlarda "hissetmek", "bilmek"ten çok daha acı verebiliyormuş.
Bu yüzden..
Teşekkürler Julien..
Teşekkürler "başka"sı..
Teşekkürler cep telefonunu yaratan insan..
Teşekkürler.
unutmadan:
julien,
karışık duygular,
kumral ada mavi tuna,
sophie,
teşekkürler
24 Ağustos 2008 Pazar
özledim.

kaç gün oldu?
kaç gündür hayatımda "faal" bir şekilde bulunmuyorsun?
daha doğrusu kaç gündür senden haber alamıyorum?
"18 ağustos pazartesi 23.25"
tam olarak 4 gün 8 saat 1 dakikadır sennle konuşamıyoruz.
tanrım!
ne kadar zor geldi bu defa.. nasıl özledim seni..
iyi ama neden?
neydi seni bu; öncekilerden kat kat fazla özlememi sağlayan "şey"?
oysa daha önce çok daha uzun süre ayrı kaldığımız, görüşemediğimiz hatta kavgalı olduğumuz zamanlar olmuştu.
o zamanlarda da çok özlemiştim seni.
ama bu sefer..
bu seferki başka..
bu özleyiş hepsinden başka..
sabahları seninle uyanıp bir elimde defterlerim, diğerinde telefonum, kopartılmış ve içine beyaz peynir konmuş minicik ekmek parçası ağzımda, ayakkabının bağcıklarını bağlamaya çalışırken; resim yaparken, test çözerken kitabın sol üst köşesinde, defterlerimin ilk sayfasında, sınıftakilerin suratında, annemde, babamda, eve giden yolda, arabaların içinde, heryerde sen.. rüyalarımda bile!
uykumda bile rahat bırakmıyorsun beni!
hergün daha fazla özlüyorum..
hergün biraz daha fazla.
peki ama neden?!
bunun sadece iki açıklaması olabilir:
ya aslında sana daha yeni aşık oluyorum ya da benim için artık alışkanlık haline geldin.
hangisi daha iyi?
veya hangisi daha kötü mü demeli?
cevap hepsi.
hepsi eşit derecede kötü ve eşit derecede iyi..
ve tuhaf olan; ikisi de doğru.
sana daha yeni aşık oldum..
bunca zamandır seni kendimden bile çok sevdiğimi düşünürken, ne oldu da böyle hissetmeye başladım?
ya da belki hep aşıktım ama o gün bir kez daha aşık oldum sana?
kim bilir?
belki..
...
o gün.
sahi hangi gündü o "o gün"?
19 temmuz cumartesi..
peki nolmuştu da sana "yeniden" belki de "ilk defa" aşık olmuştum?
mmm! evet..
hayatımın en güzel günüydü..
çünkü yanımdaydın..
bütün akşam benimleydin.
takside, "..."cafede, yolda yürürken, konuşurken herşeyinle benimleydin.
ilk defa benimmişsin gibi hissettim.
sonra..
elin.. parmakların.. o yumuşacık eller.. pamuk gibi; sanki..
sanki düş gibiydi..
hiç düşünmediğim, planmadığım bi anda "mecburiyetten" eline dokunmak zorunda kalışım..
o sıcaklığın ılık ve kaygan bi sıvı olarak içime akması..
ardından gelen "mutlu musun?" sorusu..
işte bunlardı sana aşık olmamı sağlayan.
ya da sana alışmamı..
çünkü o kadar güzel o kadar büyüleyiciydi ki sana dokunmak, seni hissetmek..
hemen alışıverdim buna belki de..
bu yüzden o anı tekrar yaşamak istiyorumdur.
bütün bunlara vericek kesin cevaplarım yok.
olmamalı da.
bu alışkanlıktan vazgeçmeliyim.
ama geçmeyeceğimi ikimizde biliyoruz julien..
bigün bitse bile asla unutamayacağımı sen de ben de çok iyi biliyoruz..
...
geçenlerde bir film izledim.
filmde genç bir kız kendinden yaşça büyük adama ölen eşini niye hala bu kadar sevdiğini, onda ne bulduğunu sormuştu.
adamsa çok kısa bir süre düşündükten sonra: "O'nda iyi yanımı görüyorum" demişti.
peki ben, julien?
ben seni neden bu kadar çok seviyorum?
düşündüm..
ve kendi kendime cevapladım: sende "ben"i buluyorum julien.
bilmediğim yönlerimi seninle keşfediyorum.
seninle büyüyorum.
seninle öğreniyorum; hata yapmayı, bu hatalardan ders almayı, nefreti, kızgınlığı, mutluluğu ve..
sevmeyi..
sadece seni değil herşeyi..
herkesi..
yüksek sesle konuşan yan komşularımı, dersanedeki zeka seviyesi düşük arkadaşlarımı, bakkal amcayı, her sabah bana kötü kötü bakışlar atan evin önündeki dev köpeği, annemin bana son derece anlamsız gelen çiçeklerini, abimin kaprislerini, hergün evimizi gözetleyen karşı apartmandaki kızı...
seni severek çevremdeki herkesi de sevmeye başladım..
herşey daha güzel, daha canlı görünüyor artık gözüme.
varolduğumu hissediyorum..
yaşadığımı..
nefes aldığımı..
evet nefes alıyorum.
bunu bile seninleyken yapabiliyorum.
daha önceleri mi?
öncesi yok!
hep sen vardın!
ve hep olucaksın..
unutmadan:
19 temmuz cumartesi,
4 gün 8 saat 1 dakika,
julien,
sophie
26 Temmuz 2008 Cumartesi
rüyalarda buluşalım sevgilim

o nası bi rüya öyle julien?!
niye ellerin buz gibiydi?!
niye arkamdaki hasır sandalyede oturuyordun?!
niye yanımdaki değil de arkamdaki hasır sandalyede?!
niye yaklaşık bir(1) haftadır periyodik olarak her gece seni rüyamda görüyorum?!
...
cevap yok..
hiç olmadı..
hiç olmadın...
julien'e..
Tren, tüm rayları eziyor. Söylenen cümlelerin, söylenen şarkıların, söylenen gerçeklerin ucuz şarap içtiği gecelerde sevdim seni. Herkeslerden uzakta, herkeslerden saklı, kendimden dahi sakınarak ve usulca.. En az 3 sene sonra buraya belki bir demiryolu kurulacak, ses'siz nehir'ler akacak herkeslerden saklı ve tren, tüm rayları ezecek.
"cevap beklemedim, neyin var hasta mısın?"
Adam öldürmekle eş tutulan duygular saklanacak. Gülümserken yalan söylenecek.
(Ne sandın ki? Cinsel haz mı?) Eşlenik bellenenler, "seni görmedim"lerle geçiştirilirken kalbe bir Demokles kılıcı daha batırılacak. Orada eriyecek manâ. Orada, derme bir acıdır kalacak: 'Beni, ben gibi sevdiğini bildiğim birinin, beni benden ayrı kabullenmesinin herzschmerz'i öldürüyor' diye bir cümle kuracak saçları orantısız uzayan ilk-sonbahar çocuğu. Ayva göbeğindeki lekelere, likenlere bakarken kanayacak "elini uzatsa deniz" olacak her yer. Her yer çöl olacak. Thistle olacak.. uzakta!
"- Seni seviyorum ve sana cevaplar hazırladım!
- Peki, artık aynı olamayız, çünkü her şeyini döktün.
- Her şeyimdin.."
"iyi bir arkadaştın öyle de kal istedim."
Dostlukların son kullanma tarihi'ne bakılacak. Hiçbir şey aynı olmayacak. Çünkü böylesi istenmeyecek. Saçma. Jilet, kutsanacak. "Canım"dan uzak kalacağım.. Hiçbir şey yitip gitmezken üzülen iki taraftan sadece biri ağlayacak.. On canın onunu da verebileceğiniz birini kaybetme ihtimaliniz üzerine bir ağrı, bir kesik, bir acı düşüneceksiniz..
Kontrolsüzce konuşma zamanı gelmiştir.. Artık bir fil gibi söylemeyi arzuladığınız cümlelere kedi gibi yaklaşmayacaksınız demektir.. Zehirdi; döktünüz ama hâlâ biraz kaldı. Hâlâ üzüyor. Nisan'dı.
Bu bir ebelemeç. Ebelemece değil; ebelemeç.. Çünkü çocukca yalnızlıklar yaşıyoruz bir masa ötemizdekinin kollarına atlamak dururken.. Köşe kapmaca oynuyoruz; köşe yok. Halen kalplerimizde prezervatif var. Halen o uyurken, nefesini kontrol ediyoruz. Uzanamıyoruz yanına, uzanamıyoruz kıyıya.
Sizi bilemiyorum. Ben, bana kurabiye uzatacak bir el bekliyorum.. Kahve yapacak sonra, ve diyecek ki, neyse.. emin değilim.
Yalnız..
tren, tüm rayları eziyor.
"iyi geceler."
Sana da.
24 Temmuz 2008 Perşembe
19 temmuz 2008 Cumartesi

o gün..
hayatımın en güzel günlerinden biriydi sanırım.
çünkü sen vardın.bütün gün yanımdaydın.sesini duyabildim, kokunu alabildim, hatta sana dokunabildim.
ahh evet o dokunuşlar..
sana sarıldığım, sıcaklığını hissettiğim her an benim için eşsiz.
seni tam 35 dakika bekledim.1 yıl beklemiş olmamın yanında bu 35 dakika hiç bişey.
herhangi bi buluşmaya insanlar 5 dakika bile gecikse sinir krizleri geçiren ben; seni daha saatlerce bekleyebilirdim.
çünkü biliyordum.gelicektin.
ve geldin de..
karşı kaldırımdan bana doğru gülümseyerek geliyordun.
bi adım, bi adım daha ve bi adım daha..sonunda yanımdaydın sarıldın herşeyden habersiz bir şekilde.
senin kokunu bi kez daha içime çektiğimin, sıcaklığının içime ılık ılık aktığının farkına bile varmadın.
sürekli konuştun. hiç susmadın.seni günlerce dinleyebilirdim.
evini gösterdin. işte burası benim evim dedin.
dünyanın en güzel evi gibi geldi bana orası.çünkü içinde sen vardın.orda yaşıyordun.
düşündüm..kim bilir ne mutluluklar, ne acılar, ne aşklar yaşadın o evle.o duvarlara kimleri anlattın kim bilir..
beni anlatmadın hiç biliyorum.kendi ağzınla söylemiştin."seni hiç sevmedim" demiştin.o gün anladım bi hata yaptığımızı.o gün bıraktım seni sevdiğimi sana ve etrafımdaki insanlara anlatmaya.senin için, biz için bi savaş vermeyi o an bıraktım işte..
yenildim..yoruldum..
...
o cafe...
o koltuk..
ve sen..
yine yanımdaydın işte.
arada kolunun bana değmesi bile nasıl bi mutluluk verdi bana tahmin edemezsin..
peki ya kafanı o koltuğa dayaman?
kollarını açıp esnemen?
işte tam o anda kollarının arasına girip başımı göğsüne dayamak istedim..
gözlerimin içine bakıp "mutlu musun" dediğinde kalbim yerinden çıkıcakmış gibi oldu.hani bazı çizgifilmlerde olur ya.bi kahraman çok güzel birini görür ve gözleri bi anda kalp çeklini alıp yuvalarından, kalbide yerinden çıkıp güm!güm! die atmaya başlar..işte bende aynen öyle oldum.
ardından senin tarafından ikinci darbe yani ikinci cümle geldi:
"artık beni sevmiyor musun?"
o an sana sımsıkı sarılıp öpücüklere boğarak "aptal mısın sen ne sevgisinden bahsediosun!sen benim herşeyimsin, nefesimsin!" demek istedim.tüm sevgimi sana aktarmak istedim.
ama olmadı.
olmamalıydı.
"hayır"
işte verilmesi gereken cevap buydu.ve öle oldu.
o tek kelimelik cümleyi sölerken canım hiç bu kadar yanmamıştı.
çünkü ilk defa sana seni sevmediğimi söledim.ne kadar zor olasa da sölerken ne kadar canım yanmış olsa da sölenmesi gereken cümle buydu..
beni taksi durağına bırakırken yolda saçlarımla oynayarak "çok tatlısın sen! .... dimi abi çok tatlı ya şuna bak" diip benimle bütün gün ilgilenmen inanılmaz güzeldi.
telefonumu eline aldığında menuyu göstermek istediğimde elini tutmak zorunda kalışım; her zamanki gibi bacak bacak üstüne atıp sol ayağımı sallamam, senin bundan rahatsız olup, bacağımı tutup gözlerimin içine bakarak "sallama" demen ve kısa bi süre sonra aynı hareketi sen yaptığında benim de senin bacağını tutup "sallama" demem ardından gülüşmemiz; siparişim üzerine getirilen ice mocha'nın berbat yapılması üzerine tüm .... cafeyi ayağa kaldırman(... ile birlikte); bunun üzerine ....nın garsonlara: "abi adam kız arkadaşını getirdi sizin getirdiğiniz siparişe bak.rezil oldu şimdi çocuk.sizin yüzünüzden bitti işte ilişkileri" die espri yapması inanılmazdı..
hayatımın en güzel günlerinden birini yaşattığın, tatildeyken beni özlediğin ve bütün gün benimle ilgilendiğin için teşekkür ederim..
her ne kadar öyle olmasada bir günlüğüne yeniden benim olduğun hissine kapıldım..
herkese bittiğini sölesemde
seni seviyorum..
17 Temmuz 2008 Perşembe
sebze çorbası gibi
bugün ben "ben" gibi değil işte.
bugün başka!
bugün başka!
bugün tıpkı hasta olduğum zaman annemin yaptığı sebze çorbası gibiyim.
içimde brokolide var havuç da..
aslında hiç birini sevmem biliyor musun?!
bugün sadece seni seviyorum.
sadece seni istiyorum.
bir yıldır yaşadıklarımız the flintstones'daki gazete haberleri gibi beynime kazınmış durumda.
iyi de biz taş devrinde değiliz ki! milenyumdayız ey julien!
internet çağındayız!
herşeyin hızlı olduğu bir döneme denk geldik ama benim sevgim bu hıza yetişemedi.
belki de bu yüzden tüm olanlara rağmen hala unutamıyorum seni.
yada hala benim sanıyorum hiç benim olmayan seni...

şuan ki saat itibariyle tam beş gün oldu.
sanki gün değil aylar yıllar geçmiş gibi.
napıyorsun? iyi misin? mutlu musun?
beni hiç düşünüyor musun orda?
en önemli soru bu işte!en can alıcı olanı bu!
elim telefona gidiyor yine..
gittiğinden beri kaç kere baktım o ekrana?
sayısını ben bile hatırlayamıyorum.
fonda çalan bu şarkı ile verdiğin acıdan kendimi korumak için oluşturduğum kabuğumu kırıp yine seni arıyorum..
bakalım bu sefer nası yakıcaksın canımı..
hadi hayırlısı..
aslında hiç birini sevmem biliyor musun?!
bugün sadece seni seviyorum.
sadece seni istiyorum.
bir yıldır yaşadıklarımız the flintstones'daki gazete haberleri gibi beynime kazınmış durumda.
iyi de biz taş devrinde değiliz ki! milenyumdayız ey julien!
internet çağındayız!
herşeyin hızlı olduğu bir döneme denk geldik ama benim sevgim bu hıza yetişemedi.
belki de bu yüzden tüm olanlara rağmen hala unutamıyorum seni.
yada hala benim sanıyorum hiç benim olmayan seni...

şuan ki saat itibariyle tam beş gün oldu.
sanki gün değil aylar yıllar geçmiş gibi.
napıyorsun? iyi misin? mutlu musun?
beni hiç düşünüyor musun orda?
en önemli soru bu işte!en can alıcı olanı bu!
elim telefona gidiyor yine..
gittiğinden beri kaç kere baktım o ekrana?
sayısını ben bile hatırlayamıyorum.
fonda çalan bu şarkı ile verdiğin acıdan kendimi korumak için oluşturduğum kabuğumu kırıp yine seni arıyorum..
bakalım bu sefer nası yakıcaksın canımı..
hadi hayırlısı..
