Bana, kaderimi belirleyen şeyin ne olduğunu sorsanız, işte o şarkıdır.
Evet, rüyamın içinde çalan bir şarkı.
Eğer günün birinde, gerçekten de bir başkasına, "herşey silindi ve artık yalnız sen varsın" diyebildiyseniz ya da bunu gerçekten hissettiyseniz, bunun yalnız ayaklarınızı yerden kesen değil aynı zamanda ne korkunç bir duygu olduğunu da bilirsiniz.
İnsanın sihirli bir değneğin dokunuşuyla bir anda tümüyle unutmak için herşeyini verebileceği ama -ne tuhaf- aynı anda bu mümkün olsa bile unutmaya kıyamayacağı bir duygudur bu...
Her zaman sizin dediklerinizi yapacağını sandığınız benliğin birdenbire kendi başına, sizi dinlemeden, asi bir çocuk gibi çılgınca davrandığını farketmenin çaresizliği, onunla başa çıkamadığınızı görmenin verdiği şaşkınlık ve aynı zamanda onun peşinden giderek başka hiçbirşeyde bulunmaz bir heyecan duyduğunuz o maceranın vazgeçilmez çekiciliği...
Bildiğim diller var ama hiçbir dilde o an içinde bulunduğunuz duyguyu anlatılabilecek sözcükler yok.
12 Kasım 2008 Çarşamba
4 Kasım 2008 Salı
25 Ekim 2008 Cumartesi
sabah oldu.
yoksun artık. belki de hiç olmadın.
sahi, böyle bir şey olabilir mi? yani sen gerçekten de benim beynimin yarattığı bir "kahraman" olabilir misin?
kim bilir? belki.
aslında..
buna cevap vermek çok güç.çünkü bir sen benim için gerşek olamayacak kadar mükemmelsin ve diğer yandan çok kısa bir süre öncesine kadar söylediklerin, "tesadüfi" dokunuşların(eşsiz!)...
üstelik seni defalarca gördüm. görmekle kalmayıp sen karşımdayken sadece sana bakmadım.izledim.vücudunun her bir noktasını ezberledim.gözlerin, saçların, ellerin, tenin ve(...)
saçların..
her kestirdiğinde "beğenmedim!çocuk gibi oldum" dediğin ancak her defasında daha da kusursuz gözüken.
ellerin..
incecik, upuzun ve bembeyaz parmakların..
bir erkeğin olamayacak kadar güzel ve sadece senin olabilecek kadar özel, bir o kadar da "erkek".
tenin..
belli sınırlarda ve hep "gizlice" dokunduğum tenin..
dudakların...
ve dudaklarınla başlayıp kalbine inme isteği..
bütün bunlar asla "tamamen" bana ait olamayacak kadar olağanüstü.
hiç benim olmadığın halde bedenini "ait oldukların" ve hatta "birisi"nden bile daha iyi biliyorum.karış karış ezberledim.seni göremediğim günler fotoğrafına dokundum, öptüm.onu sevdim.onu ezberledim.
ve ilk onu kaybettim.senden önce.
...
bir sabah uyandım ve "o" her zaman koyduğum yerde yoktu.sanki ayaklanıp gitmişti.günlerce ağlayarak her yerde aradım.
beni terk mi etmişti?
çok korktum.panikledim.
evin bütün dolaplarının içindeki eşyalara baktım.kitaplar, albümler...
hatta dvd kutularının içine, yemek tarifi kitaplarının arasına bile baktım.
yoktu.
son bir yer kaldığını farkettim.
imkansız.
orada olamaz.olmamalı!
çalışma masamın üst dolabını açtım.
üst üste konmuş üç kutudan ortadakini aldım.korkuyla kapağını açtım.minik notlar, "önemli" cümlelerin yazıldığı küçük renkli kağıtlar, bir su şişesi, 4. aydan kalma bir fiş ve iki defter. içi "sen" dolu iki defter. aylar sonra ilk defa o kutuyu açıp baktığımda içindeydi.fotoğrafın.
çizimlerimin arasına saklanmıştı.
benden kaçmıştı.beni bırakıp gitmişti.öylece.
üstünden bir hafta geçti..
ve sen "mesafe" dedin.
-kırılıyoruz.
-bundan sonra hep böyle mi olacağız? "mesafe"li?
-evet benim kararım bu.
-peki
-kararıma saygı duyduğun için saol. uyumalıyım. iyi geceler.
-peki.
bu kadar.
birkaç cümle ve araya serpiştirilmiş "peki"ler.
kendimi bununla savaşabilecek kadar güçlü hissetmiyorum artık. senin ise aramızda olan(ya da "asla" olmamış mı demeli?) "şey"i devam ettirmeye tahammülün yok.
-peki.
julien.
geçmişim.
bugünüm.
"yarın" olmayanım.
uyku öncesi masalım.
unutulmaz düşüm.
en güzel rüyam..
rüya bitti.
uyan sophie.sabah oldu.
sahi, böyle bir şey olabilir mi? yani sen gerçekten de benim beynimin yarattığı bir "kahraman" olabilir misin?
kim bilir? belki.
aslında..
buna cevap vermek çok güç.çünkü bir sen benim için gerşek olamayacak kadar mükemmelsin ve diğer yandan çok kısa bir süre öncesine kadar söylediklerin, "tesadüfi" dokunuşların(eşsiz!)...
üstelik seni defalarca gördüm. görmekle kalmayıp sen karşımdayken sadece sana bakmadım.izledim.vücudunun her bir noktasını ezberledim.gözlerin, saçların, ellerin, tenin ve(...)
saçların..
her kestirdiğinde "beğenmedim!çocuk gibi oldum" dediğin ancak her defasında daha da kusursuz gözüken.
ellerin..
incecik, upuzun ve bembeyaz parmakların..
bir erkeğin olamayacak kadar güzel ve sadece senin olabilecek kadar özel, bir o kadar da "erkek".
tenin..
belli sınırlarda ve hep "gizlice" dokunduğum tenin..
dudakların...
ve dudaklarınla başlayıp kalbine inme isteği..
bütün bunlar asla "tamamen" bana ait olamayacak kadar olağanüstü.
hiç benim olmadığın halde bedenini "ait oldukların" ve hatta "birisi"nden bile daha iyi biliyorum.karış karış ezberledim.seni göremediğim günler fotoğrafına dokundum, öptüm.onu sevdim.onu ezberledim.
ve ilk onu kaybettim.senden önce.
...
bir sabah uyandım ve "o" her zaman koyduğum yerde yoktu.sanki ayaklanıp gitmişti.günlerce ağlayarak her yerde aradım.
beni terk mi etmişti?
çok korktum.panikledim.
evin bütün dolaplarının içindeki eşyalara baktım.kitaplar, albümler...
hatta dvd kutularının içine, yemek tarifi kitaplarının arasına bile baktım.
yoktu.
son bir yer kaldığını farkettim.
imkansız.
orada olamaz.olmamalı!
çalışma masamın üst dolabını açtım.
üst üste konmuş üç kutudan ortadakini aldım.korkuyla kapağını açtım.minik notlar, "önemli" cümlelerin yazıldığı küçük renkli kağıtlar, bir su şişesi, 4. aydan kalma bir fiş ve iki defter. içi "sen" dolu iki defter. aylar sonra ilk defa o kutuyu açıp baktığımda içindeydi.fotoğrafın.
çizimlerimin arasına saklanmıştı.
benden kaçmıştı.beni bırakıp gitmişti.öylece.
üstünden bir hafta geçti..
ve sen "mesafe" dedin.
-kırılıyoruz.
-bundan sonra hep böyle mi olacağız? "mesafe"li?
-evet benim kararım bu.
-peki
-kararıma saygı duyduğun için saol. uyumalıyım. iyi geceler.
-peki.
bu kadar.
birkaç cümle ve araya serpiştirilmiş "peki"ler.
kendimi bununla savaşabilecek kadar güçlü hissetmiyorum artık. senin ise aramızda olan(ya da "asla" olmamış mı demeli?) "şey"i devam ettirmeye tahammülün yok.
-peki.
julien.
geçmişim.
bugünüm.
"yarın" olmayanım.
uyku öncesi masalım.
unutulmaz düşüm.
en güzel rüyam..
rüya bitti.
uyan sophie.sabah oldu.
18 Ekim 2008 Cumartesi
Vedalaşmak için henüz hazır değilim Julien
Daha çok erken..
Ben ne kadar hazır olmasam da sen hergün biraz daha kopuyorsun benden.
Her bir parçanı da yanına alarak.
Beni de alarak..
Yazılarımı alarak..
İlk gidişinde resimlerimi götürmüştün benden.Bir daha geri alamadım onları.
Ancak gidişinle yarattığın boşluğu yazılarla doldurdum.Yazdım.sayfalarca, defterler dolusu yazdım.
Ve yine gidiyorsun.
Yavaş yavaş.
Parça parça.
Gidişin gibi yazılarımı da parçalayarak götürüyorsun.
Ama hayır.
Herşeyimi almana izin veremem.Gitmene izin veremem anlıyor musun?!
Yeniden içimdeki o boşluğu yaratmana izin veremem.
Bu defa onu doldurabilecek kadar gücüm yok.
Hayatımdaki en değerli insanı, dostumu, en büyük sevgimi, "sen"i kaybedersem...
Gitme..
Sensizliğe dayanamam.Gitme.
Daha çok erken..
Ben ne kadar hazır olmasam da sen hergün biraz daha kopuyorsun benden.
Her bir parçanı da yanına alarak.
Beni de alarak..
Yazılarımı alarak..
İlk gidişinde resimlerimi götürmüştün benden.Bir daha geri alamadım onları.
Ancak gidişinle yarattığın boşluğu yazılarla doldurdum.Yazdım.sayfalarca, defterler dolusu yazdım.
Ve yine gidiyorsun.
Yavaş yavaş.
Parça parça.
Gidişin gibi yazılarımı da parçalayarak götürüyorsun.
Ama hayır.
Herşeyimi almana izin veremem.Gitmene izin veremem anlıyor musun?!
Yeniden içimdeki o boşluğu yaratmana izin veremem.
Bu defa onu doldurabilecek kadar gücüm yok.
Hayatımdaki en değerli insanı, dostumu, en büyük sevgimi, "sen"i kaybedersem...
Gitme..
Sensizliğe dayanamam.Gitme.
26 Eylül 2008 Cuma
et si tu n existais pas
Deli miyim neyim?
Julien bana ne zaman "Sophie'm" dese ben sevinçten eriyor, çikolata fabrikasında kaybolmuş çocuk gibi heyecan çığlıkları atıyorum. Adrenalim artıyor, o günüm güzelleşiyor ve hiç büyümemiş olduğumun keyifli hüznünü yaşıyorum. Onu göreceğim her seferinde sevgilisiyle ilk kez buluşacak genç kız/erkek heyecanları pır pır pır... Onu ilk gördüğümdeki beş yaş kız çocuğu büyülenişi: vay be!
...
İftar olmasına bir saat kala gülümseyerek ona bakıyordum. Tanrım, Julien olmasaydı dünya(m) ne kadar boş, eksik ve yapayalnız kalacaktı? Onsuz bir Göztepe, bir İstanbul, onsuz bir Türkiye, dünya, bir evren düşünebilir miydim ben? Düşünmüş müydüm hiç! Olmuş muydum yokluğunda? Onun bana kattığı incelikler ve süprizlerle dolu sevinç, yürek ağızda heyecan, umut edebilme enerjisi, yitirme korkusuyla uyarılma hali... Sürekli çıldırış durumu... Daimi yüksek kalma yorgunluğu... Hiç bitmeyecek oluş sevinci... Aldatılmayacağına inanmak masumiyeti... Ortada kalmak tedirginliği... Bunları toplu halde bu kadar uzun süre hangi erkek bir kadına yaşatabilmiştir? Bir mucizenin bu kadar yakın ve sürekli olabilmesi umudu ayrı bir destan konusu sayılmaz mı?
Julien bana ne zaman "Sophie'm" dese ben sevinçten eriyor, çikolata fabrikasında kaybolmuş çocuk gibi heyecan çığlıkları atıyorum. Adrenalim artıyor, o günüm güzelleşiyor ve hiç büyümemiş olduğumun keyifli hüznünü yaşıyorum. Onu göreceğim her seferinde sevgilisiyle ilk kez buluşacak genç kız/erkek heyecanları pır pır pır... Onu ilk gördüğümdeki beş yaş kız çocuğu büyülenişi: vay be!
...
İftar olmasına bir saat kala gülümseyerek ona bakıyordum. Tanrım, Julien olmasaydı dünya(m) ne kadar boş, eksik ve yapayalnız kalacaktı? Onsuz bir Göztepe, bir İstanbul, onsuz bir Türkiye, dünya, bir evren düşünebilir miydim ben? Düşünmüş müydüm hiç! Olmuş muydum yokluğunda? Onun bana kattığı incelikler ve süprizlerle dolu sevinç, yürek ağızda heyecan, umut edebilme enerjisi, yitirme korkusuyla uyarılma hali... Sürekli çıldırış durumu... Daimi yüksek kalma yorgunluğu... Hiç bitmeyecek oluş sevinci... Aldatılmayacağına inanmak masumiyeti... Ortada kalmak tedirginliği... Bunları toplu halde bu kadar uzun süre hangi erkek bir kadına yaşatabilmiştir? Bir mucizenin bu kadar yakın ve sürekli olabilmesi umudu ayrı bir destan konusu sayılmaz mı?
unutmadan:
beni senden koru,
julien,
kumral ada mavi tuna,
sabahalara kadar sevmek,
sophie
18 Eylül 2008 Perşembe
hatırlıyorum..
Ona sarılmak içimdeki fırtınaları durdurmak yerine coşturuyordu. Ona sarılmak yatıştırmıyor, onu kucaklamak gevşetmiyordu. Tahrik eden, baştan çıkartan, bir türlü ele geçirilemeyen, albenisi biraz da bu gizeminde saklı insanlardandı. Onu ele geçirmek yalnızca güç değildi, aynı zamanda insafsızlıktı, çünkü ele geçirilince eriyip kaybolacağı besbelliydi. Julien bir erkekte yatıştırıcı, yumuşak, sakin rüzgarlar arayan kadınlara göre olmadı hiç. Bense ne aradığımdan henüz emin olamayacak kadar "çocuk"tum.
...
Başımı kaldırdığımda Julien'in hüzünlü kumral gözleriyle karşılaştım. Sevgiyle bakan iri kahverengi gözler... O bana acıyarak, koruyarak bakmadı hiç. Onun bakışlarında hep, "yanında olacağım, seni anlayacağım, ama sana ait olmayacağım" altyazıları okudum ben.
Çünkü o hala kendini bir "başka"sına aitmiş gibi hissediyordu. Söyleyemese de hissediyordum.Biliyordum.
Bazı zamanlarda "hissetmek", "bilmek"ten çok daha acı verebiliyormuş.
Bu yüzden..
Teşekkürler Julien..
Teşekkürler "başka"sı..
Teşekkürler cep telefonunu yaratan insan..
Teşekkürler.
...
Başımı kaldırdığımda Julien'in hüzünlü kumral gözleriyle karşılaştım. Sevgiyle bakan iri kahverengi gözler... O bana acıyarak, koruyarak bakmadı hiç. Onun bakışlarında hep, "yanında olacağım, seni anlayacağım, ama sana ait olmayacağım" altyazıları okudum ben.
Çünkü o hala kendini bir "başka"sına aitmiş gibi hissediyordu. Söyleyemese de hissediyordum.Biliyordum.
Bazı zamanlarda "hissetmek", "bilmek"ten çok daha acı verebiliyormuş.
Bu yüzden..
Teşekkürler Julien..
Teşekkürler "başka"sı..
Teşekkürler cep telefonunu yaratan insan..
Teşekkürler.
unutmadan:
julien,
karışık duygular,
kumral ada mavi tuna,
sophie,
teşekkürler
10 Eylül 2008 Çarşamba
julien kimdir?
Tam anlamıyla büyülenmiştim. Hani anlatmak için sözcüklerin yetersiz kaldığı, ancak mecazlarla, metaforlarla ifade edebilecek insanlardandı o.
Onu anlatmak için, "güzel/yakışıklı", "boylu poslu", "sarışın/esmer", "şahane" gibi sözcükler kullanmak haksızlık olurdu.Onun için, bu dünya dışından gelmiş kadar değişik, bir kuyruklu yıldız kadar etkileyici, iyi pişmiş kahve kadar tiryakilik yaratıcı, gezegene yalnız yollandığı için eşsiz, bir ipek böceği kadar dikbaşlı denildiğinde bir şeyler söylenmiş olurdu ancak.
Dingin ve içe sinmiş bir güzellikti onunkisi.Asıl önemlisi beni manyetik alana çeker gibi güçlü etkisi ve çok kumral olduğuydu.
Onu anlatmak için, "güzel/yakışıklı", "boylu poslu", "sarışın/esmer", "şahane" gibi sözcükler kullanmak haksızlık olurdu.Onun için, bu dünya dışından gelmiş kadar değişik, bir kuyruklu yıldız kadar etkileyici, iyi pişmiş kahve kadar tiryakilik yaratıcı, gezegene yalnız yollandığı için eşsiz, bir ipek böceği kadar dikbaşlı denildiğinde bir şeyler söylenmiş olurdu ancak.
Dingin ve içe sinmiş bir güzellikti onunkisi.Asıl önemlisi beni manyetik alana çeker gibi güçlü etkisi ve çok kumral olduğuydu.
unutmadan:
buket uzuner,
julien.,
kumral ada mavi tuna
7 Eylül 2008 Pazar
31 Ağustos 2008 Pazar
eylül falan
eylül ayının ilk dakikalarına çok az kaldı...
umutluyum.
ya da kendimi kandırıyorum..
belki de "yine, yeni, yeniden" olmayı istemenin vermiş olduğu salaklık üstümdedir.
kim bilir?
.....
daha önce sana gerizekalı olduğumu sölemiştim di mi?
ama nedenini hiç sormadın.
bende hiç açıklamadım.
belki de ikimizde biliyoruz nedenini he?
ama saklıyorsun neden gerizekalı olduğumu.
çünkü "neden"i o kadar gerçek ve ikimiz de o kadar gerçek dışıyız ki; eğer gerçeklerden konuşursak biz de o dünyaya dahil oluruz diye korkuyorsun.
korkuyorum.
sanırım gerizekalı olmayı seviyorum.
sanırım bu halimi seviyorsun.
...
benim böyle olmamı sağlayan hiç bir şeyi unutmak istemiyorum.
o saçmalıkları seviyorum.
tüm anılarımı seviyorum.
çektiğim acıları seviyorum.
seni seviyorum.
...
"zaman" diyor herkes
"geçicek."
unutmak istemeyen biri için ne kadar anlamsız cümleler bunlar.
söylemeyin bir daha!
saçma!
gereksiz!
boş!
evet!
evet.gerizekalıyım.
evet.böyle olmayı seviyorum.
evet.belki de acı çekmek hoşuma gidiyordur.
evet!
umutluyum.
ya da kendimi kandırıyorum..
belki de "yine, yeni, yeniden" olmayı istemenin vermiş olduğu salaklık üstümdedir.
kim bilir?
.....
daha önce sana gerizekalı olduğumu sölemiştim di mi?
ama nedenini hiç sormadın.
bende hiç açıklamadım.
belki de ikimizde biliyoruz nedenini he?
ama saklıyorsun neden gerizekalı olduğumu.
çünkü "neden"i o kadar gerçek ve ikimiz de o kadar gerçek dışıyız ki; eğer gerçeklerden konuşursak biz de o dünyaya dahil oluruz diye korkuyorsun.
korkuyorum.
sanırım gerizekalı olmayı seviyorum.
sanırım bu halimi seviyorsun.
...
benim böyle olmamı sağlayan hiç bir şeyi unutmak istemiyorum.
o saçmalıkları seviyorum.
tüm anılarımı seviyorum.
çektiğim acıları seviyorum.
seni seviyorum.
...
"zaman" diyor herkes
"geçicek."
unutmak istemeyen biri için ne kadar anlamsız cümleler bunlar.
söylemeyin bir daha!
saçma!
gereksiz!
boş!
evet!
evet.gerizekalıyım.
evet.böyle olmayı seviyorum.
evet.belki de acı çekmek hoşuma gidiyordur.
evet!
unutmadan:
ağustos ayının son yazısı,
au revoir ağustos,
merhaba eylül,
yazdım,
yazıyorum
au revoir!

bu gece 2008 yılının ağustos ayının son yazısını yazacağım.
heyecanlıyım.
bekle beni eylül.
sophie geliyoooor!
unutmadan:
ağustos,
bitse de gitsek,
gidelim julien,
hoşgeldin eylül,
oh bitmiş
