skip to main |
skip to sidebar

saat 03.47
sessizlik.
değişim.
kaybolan sorular.
cevaplanan sorular.
uyuyamamak.
hissizlik.
umut.
anılar.
koku.
tat.
bir süreliğine,hoşçakal.
bugün hayatımda ilk defa 10 dakika önce tanıştığım birine kendimle(biz) ilgili pek çok şey anlattım.tam 3saat24dakika boyunca(bana öyle bakma! zaman konusunda takıntılı(!) olduğumu çok iyi biliyorsun).benimle hiç bir bağlantısı olmayan birine bu kadar açık bir şekilde "biz"i anlatmam benim için oldukça tuhaftı.
evime döndüğümde, iki senedir yaşadığım herşeyi en baştan hatırlamanın bünyemdeki etkisine ek olarak sakladığım ve hatta sakladığımı unuttuğum bazı gündelik eşyalara yeniden baktım.farkettimki fotoğrafın yine kaybolmuş.bu iyi bir işaret değil.kısa sürede onu bulmayı umuyorum.

son zamanlarda seninle ilgili kurduğum en büyük hayalim gardrobunda yaşamamla ilgili.evet.orada sonsuza kadar yaşayabilirim.hiç sesimi çıkartmam.konuşmam.ordan dışarı da hiç çıkmam.söz veriyorum.yemek ve su da istemiyorum.teninin kokusu beni fazlasıyla doyurur zaten.kokunu çok severim.bilirsin.hayır.o bir parfüm kokusu değil.sadece annelerin çocuklarını öptüklerinde aldıkları koku gibi.tuhaf.çilek gibi..kesinlikle parfüm değil.daha özel.değişik.burnum bütün kokulara kapansın ve ben hayatım boyunca senin kokundan başka hiçbir şeyin kokusunu almayayım.gardrobunda ve içindeki giysilerine sinmiş kokunla yaşayayım..mesela..
sabah 8.30daki dersime geç kalıyorum.seni düşünmek vaktimin çoğunu götürüyor.bir kez daha anlıyorum..13.30da dersten çıkıp evime dönüyorum.böylece sana ayıracağım iki saatlik zaman dilimine girmiş bulunuyorum.iki saatlik uyku.günümün sadece bu iki saatlik kısmında uyuyorum.kendimi huzurlu hissettiğim zamanlar bu iki saatlik uykuma denk düşüyor....
ismini bilmediğim bir yerdeyim.seninle gittiğimiz o cafeye benziyor.geniş koltuklar, gülen bir sürü insan.nargile uzatıyor.bilirsin pek sevmem.ama bu defa birşeyler beni dürtüyor."neyli?" diyorum."çilek-nane" diye cevap veriyor."içerim o zaman" diyorum.ağzıma almamla bulunduğum ortamdan kopuyorum.sanki farklı bir boyuta geçiyorum.oturduğum koltuğa daha fazla yayılıp bu anın tadını çıkartmak istiyorum.dudaklarımda hissettiğim tat tuhaf bir şekilde bana tanıdık geliyor.sarsılıyorum.iyice içime çekiyorum.bütün vücudumun bu tatla sarsılmasına izin veriyorum.uzun zamandır ilk defa bu kadar huzurlu olduğumu hissediyorum.ağzımdan çıkan dumanlarda seni görüyorum.seni gördükçe daha fazla içime çekiyor, daha çok duman çıksın istiyorum.artık her taraf sen.
gördüğüm herşeyi sana benzetmeye başlıyorum.bu duygu başlarda hoşuma gidiyor.ancak..eve dönmek istiyorum.yolda gördüğüm pek çok kişiyi sen sanıp heyecanlanmak beni mutlu etse de, gördüğüm kişinin sen olmadığını anlayınca derin bir acı ve yalnızlık hissediyorum.yine sen sandığım biri yüzünden karşıdan karşıya geçerken bir arabanın korna sesiyle irkiliyorum.insanlar çığlık atıyor.hemen toparlanıyorum.iyiyim.hızlı adımlarla oradan uzaklaşıp evime gidiyorum.hızla küçük kutumu açıp içini kokluyorum.fotoğraflara bakıp, öpüyorum.ardından üstündeki etiketini ilk gün yırttığım minik su şişesine sana bakar gibi bakıyorum.seni öper gibi öpüyorum.yine o bildik tat.tıpkı içtiğim nargilenin tadı gibi.sen gibi...ardından sanki çok mutluyum ve sen hayatımda yokmuşsun gibi yapmaya devam ediyorum.arkadaşlarımın sevdikleriyle olan problemlerine yardımcı olmaya çalışıp, kendime daha fazla acıyorum.çünkü insanlar konuşuyor.aşık oluyor, kavga ediyor, acı çekiyor; ardındansa birbirlerine daha fazla aşık olup birbirlerine daha sıkı sarılıyorlar.mutlu son.biz ise susuyoruz.kısacık mutluluklar yaşayıp, çok aşık(-mış) gibi davrandıktan sonra, hiçbir şey olmamış ve çok iyi iki arkadaş(-mış) gibi birbirimize başka insanlardan bahsedip, olağan konuşmalarımızı yapıyoruz.böyle olması gerektiğini bir tek biz biliyoruz.
beni bensiz bırakma olur mu? çünkü sen nereye gidersen git ben oradayım. ben seni herşeyinle, ruhunun yalan yanlarıyla sevdim. benim senden başka gerçeğim yok. sende yaşıyorum ben sadece. sen ne kadar parçalanırsan ben o kadar parçalanırım. sen ne kadar bütünsen ben o kadar bütünüm. çünkü aslında senin kalbinin topraklarında yaşıyorum ben.
beni bensiz bırakma.olur mu?
Sensizlikten çok bunaldığım gecelerde, penceremi açıp derin soluklar alıyorum İstanbul'dan.Kentin yaşamaktan yaşlanmış binalarının pencerelerinden sızan yorgun ışıklar, kimsesizliğimin solgun yüzüne biraz olsun renk katar, bu sevgimin, eksikliğinle kanayan bendeki yarısına ilaç olur belki, diye.Kimi zaman da sokaklara düşüp, sahiller, sokaklar, caddeler boyu yürüyorum, kırgınlığımı unutmak, bir an önce kalbimi yumuşatıp seni affedebilmek için.En büyük korkum çünkü, sana öfke duymak.Öyle ağır, öyle gerçeklerden uzak, öyle acımasızca ki yaşadıklarımız, hayat beni, senden nefret etmeye zorluyor, çoğu zaman.Hayat beni, kendisiyle tek bağım olan sevgimle, seninle vurmak istiyor.Hayatın tetiğindeki el, seninki.Oysa kimsesizliğimde boğuldukça sığınmaya yeltendiğim hayattan, kaçıp kaçıp döndüğüm yer, yine senin sevgin.Sevgin, yalnızlığımı bırakıp parlak ışıklarına, özgür martılarına, simit kokulu sokaklarına kaçtığım, bu kent.Ve sevgin, binlerce kayıp öykünün arasına benimkini de yazan bu kentte kayboldukça özlediğim, terk edip boynu bükük bıraktığım yalnızlığım, aynı zamanda.Bu sonsuz döngünün ortasında, tüm gerçeküstülüğüne ve inanılmazlığına rağmen, tek sığınağım sevgin.Sana nasıl öfke duyabilir, senden nasıl vazgeçebilirim ki?
***
Dürüstlük, kimi zaman yalanlardan çok daha acımazsız.Gerçeğin buzdan ülkesinde yapayalnız kalan kalbim, hayatta kalabilmek için yalanlarını bile özleyebilirmiş, kimi zaman.Bana aksini ispat etmek için elinden geleni yaptığın zamanlarda, buzlar ülkesinde biraz olsun ısınabilmek için, aslında beni sevdiğin yalanına inandırmıştım, ben de kendimi.İnanacak, bir ibadet gibi yaşayacak tek şeyimdi, senin sevgin.Karşılıksız, güvensiz, sessizce yaşanan bir aşk...Kalbinde değil miydim, gerçekten?Neydik biz, söylesene?O zamanlar senin neyindim ben?Arkadaşın mı?Dostun mu?Sevgilin mi?
Sonra bir gün geldi ve unutuldum.Ve bu sorular birer bıçak gibi saplandı kalbime ve kalbimde yanıtlarını buldu.Unutuluş, hepsinin acımasız cevabı oldu.Sonrası dipsiz bir karanlık.Sonrası çaresiz bir çıldırış...
Hayata karışmamak için tek kalkanım, tek sığınağımdı sevgin.Tek silahımı yitirdim ve hayata teslim oldum.Aldı beni savurdu başka bedenlere, parçası olamadığım kırık dökük öykülere...
Kırgınlık kimlik değiştirdi ve vazgeçiş oldu benim için.Unutmanın en ağırı, unutulmadan unutmaktır.Seni sonsuza kadar kaybetmek, kimlik değiştirdi ve unutmak oldu benim için.Seni unuttuğum yalanıyla hayatı kandırmaya çalışınca, hayat hiç olmadığı kadar acımasız tokatlar indirdi bu yaşımda yüzüme.Sonrası dipsiz karanlık.sonrası hatırlamaya bile dayanamadığım düş yıkımları.Sonrası karanlık, rutubetli bir kuyu.Koskoca bir boşluk.Sonrası "yalnızlık" kelimesine sığmayacak kadar derin bir yalnızlık...
benim ismini bunca zamandır bilmediğim ve daha henüz öğrendiğim,
"birisi"nin ise ezbere bildiği bir koku.gözümde canlandırmam çok da zor değil.havada uçuşan "yine sıkmışsın!"lar.gözlerinin içi gülen julien. vs.unutulmuyor.unutulamıyor.
masallar çocuklar içindir,ben senin için hala küçük bir çocuk,ve sen masalın ta kendisi.üstelik sen, masallardaki "cesur prens" olmadın hiç.beni dev şatona götürmedin.arkamızdan hiç "......" demediler.çünkü sen prens değilsin.ben de hiç prenses olmadım.senin prensesin.çünkü bu masalda sen yoksun.
çünkü sen zaten masalsın.benim masalım.senin değil.
yalnızca benim.
üstelik seninkinde de ben yokum.eminim.peki kim? kim var onun içinde?senin ki nasıl julien?hayalini kurduğun, seninle birlikte yaşayan ve yaşayacak olan?cevap yok.
tek bir bildiğim var: o masalın içinden sophie geçmiyor....benim masalım mı?benim ki farklı.diğerleri gibi mutlu sonla bitmiyor.bir sonu da yok zaten.ve ben yazmadıkça olmayacak.
Bana, kaderimi belirleyen şeyin ne olduğunu sorsanız, işte o şarkıdır. Evet, rüyamın içinde çalan bir şarkı. Eğer günün birinde, gerçekten de bir başkasına, "herşey silindi ve artık yalnız sen varsın" diyebildiyseniz ya da bunu gerçekten hissettiyseniz, bunun yalnız ayaklarınızı yerden kesen değil aynı zamanda ne korkunç bir duygu olduğunu da bilirsiniz. İnsanın sihirli bir değneğin dokunuşuyla bir anda tümüyle unutmak için herşeyini verebileceği ama -ne tuhaf- aynı anda bu mümkün olsa bile unutmaya kıyamayacağı bir duygudur bu... Her zaman sizin dediklerinizi yapacağını sandığınız benliğin birdenbire kendi başına, sizi dinlemeden, asi bir çocuk gibi çılgınca davrandığını farketmenin çaresizliği, onunla başa çıkamadığınızı görmenin verdiği şaşkınlık ve aynı zamanda onun peşinden giderek başka hiçbirşeyde bulunmaz bir heyecan duyduğunuz o maceranın vazgeçilmez çekiciliği... Bildiğim diller var ama hiçbir dilde o an içinde bulunduğunuz duyguyu anlatılabilecek sözcükler yok.
komiser bey, kim kimi terk etmiş oluyor şimdi? aşk öldürür mü gerçekten? hangi aşklar öldürür? şimdi kim tutuklanacak? suç var mı sizce?
komiser bey, bir insan nefesini hiç konuşmadan ne kadar tutabilir?