11 Ekim 2009 Pazar

"our love is like the wind. i cant see it. but i can feel it."

3 Ağustos 2009 Pazartesi

hayatımdaki varlığının da yokluğunun da bana zarar vermesi sence de tuhaf değil mi?
peki seninle ne yapmam hakkında bir fikrin var mı?
ama karar verirken şunları da unutma:
-hayatımdan çıktığın anda taak! beynimden vuruluyorum ve anında ölüyorum.
-hayatımda olduğunda ise ölmek üzere olan birinden farkım kalmıyor. yaşamak, nefes almak için ne kadar çırpınsam da ölüm meleği(!) ayaklarımın ucunda olduğu sürece, bütün o çırpınışlarım sadece ölmeden önceki son nefeslerim oluyor.ve sonra ölüm meleğinden(!) bir darbe.bir darbe daha. taak! ölüyorum. ya da idam edilmek üzere olan bir suçlu gibi oluyorum.son dileklerim yerine getirilip mutlu ediliyorum. ama sonra.. taak!
ölüyorum.


tıpkı dün gibi.tıpkı bugün ve hatta yarın gibi..

peki ama hayatta kalmamın bir yolu yok mu!?

bu arada bu gece hayatıma girdiğin günden beri ilk defa "tüm bunlara, yaşadığım herşeye, çektiğim acılara ve verdiğim kayıplara gerçekten de değer mi?" diye düşündüm.
şaşırdın değil mi? ben de!

ölüyorum julien.
öldürülüyorum..

"bu defa farklı"

yeniden ellerimin titremesini sağladığın için teşekkür ederim.
beni yine yanıltmadın."sen"i senden daha iyi tanıyorum.artık bundan eminim.

"bu defa farklı."
iyi geceler.

24 Temmuz 2009 Cuma

"are you really here or am I dreaming?"
şuanki duygularımı anlatabilcek daha iyi bir şarkı olamazdı.
EVİNE HOŞGELDİN...

28 Haziran 2009 Pazar

sea of love

gideceğin için ağlamaya başladıktan yaklaşık olarak on dakika sonra çılgınca yağmur yağmaya başlaması nasıl bir tesadüf ?

gizli

biliyor musun,
sen başka tarafa bakarken ben hep boynunu izliyorum. hep.

birşey anlatırken heyecanlandığında şakaklarının "pıt.pıt.pıt." diye atmasına bayılıyorum.
ellerinin bu kadar beyaz ve kusursuz olmasına söyleyecek söz bulamıyorum.

ayrıca,
seni araba kullanırken, yemek yerken, üstünde isminin yazılı olduğu nargileni içerken, konuşurken veya ice-tea şeftali içerken izlemek yeryüzündeki en heyecan verici şey benim için.

bir de biri komik birşey sölediğindeki gülüşün var tabi.o konuya hiç girmiyorum. çünkü o anı ve o anda hissettiklerimi günlerce hiç bıkmadan anlatabilirim.

ama bunları kimse bilmiyor tabi.bilmeyecek.
sen bile.

14 Mayıs 2009 Perşembe

bu bir sevgi değil. aşk hiç değil.
değer vermek de değilmiş.
bu bir acıma. yardım.
isteksizce. belki mecburiyetten. belki..

üzgünüm julien. biz dost olamadık. sevgili olmaksa çok uzaklardaydı hep. bulutların arasında bir yerlerde.
ve haklısın. sen bir kez aşık oldun.
bir daha da olamayacaksın.


bir süreliğine hoşçakal.
yeniden..

19 Nisan 2009 Pazar

az önce farkettim de,
tam ikisaatonaltıdakikadır kımıldamadan senin fotoğrafına bakıyormuşum.

tuhaf.

11 Nisan 2009 Cumartesi

365

365 gün önce bugün hayatım boyunca gördüğüm en güzel rüyayı gördüm.hiç uyanmayacağımı sanmıştım.
yanılmışım.
5 gün önce kadar o rüyayı tekrar gördüğümü düşünerek uykuya daldım.kafamda seninle ve bizimle ilgili yüzbinlerce plan varken, uyandığımda bana sölediklerin sayesinde tekrar bir rüyada olduğumu ve bu rüyadan da uyandığımı farkettim.
nadiren de olsa bu rüyayı görmemi sağladığın için mutluyum.ardından yaşadıklarım bazen "bütün bunlara değer mi?" diye düşünmeme sebep olmuyor değil.ama bunu ben istiyorum.ben istemediğim sürece sen, ne beni mutlu edebilir, ne rüya alemine gönderebilir ne de canımı yakabilirsin.tüm bunların sorumlusu benim.bu yüzden sesimi çıkartmıyorum.çünkü seni herşeyinle kabul ettim.senden gelebilecek her türlü duyguya ve duruma kendi isteğimle en başından razı oldum.
bu yüzden,
yine günler geçsin ve sen yine gel.bana bir rüyayı yaşat.
ve git.

şimdi olduğu gibi.
yine, yeni, yeniden..

7 Nisan 2009 Salı

almost lovers always do...

I never want to see you unhappy,
I thought you'd want the same for me.

Goodbye, my almost lover.Goodbye, my hopeless dream.
I'm trying not to think about you.
Can't you just let me be?
So long, my luckless romance.My back is turned on youI should've known you'd bring me heartache
Almost lovers always do..

I cannot go to the ocean
I cannot drive the streets at night
I cannot wake up in the morning without you on my mind
So you're gone and I'm haunted and I bet you are just fine
Did I make it that
easy to walk right in and out
of my life?


bu kadar çok sevdiğim bir şarkının bugün itibariyle, seninle ilgili olan hayatımın özeti olacağını kim tahmin edebilirdi ki?
24 saat önce hayatım boyunca bana hiç kimsenin söylemediği kadar güzel sözler söyledikten sonra bugün "üzüldün mü sophie?" gibi bir cümle kurman ve benim de "sen nasıl istiyorsan öyle olsun.önemli değil." diye cevap vererek sanki çok olağan birşey yaşıyormuşuzcasına cevap vermem ve ardından playlistimde sıranın almost lover'a gelmesi, yani biz bu konuşmayı yaparken arkadan bu şarkının çalması ve hatta canımı en çok yakan cümleleri kurduğunda alison'ın o insanın içini parçalayan sesiyle "so long, my luckless romance.my back is turned on you, I should've known you'd bring me heartache. almost lovers always do" demesi bir tesadüf mü?